Av. İsmail KÜÇÜKKILINÇ Sitesi
 
 
 
Ana Menü
bullet.png Anasayfa
bullet.png Güncel
bullet.png Siyaset
bullet.png Tarih
bullet.png Edebiyat
bullet.png Kültür-Sanat
bullet.png Folklor
bullet.png Kitap Tanıtım
bullet.png Teracim-i Ahval
bullet.png Hukuk
bullet.png Download
bullet.png Özgeçmiş
bullet.png Duyurular
bullet.png İletişim
bullet.png Tüm Makaleler
bullet.png Foto Albümü
En Son Makaleler
bullet.png İTC’NİN İTTİHÂD-I...
bullet.png KASTEN ORUÇ BOZANA...
bullet.png BİR SAHAF GEZİSİ…V...
bullet.png HASAN ELİK'İN KUR'...
bullet.png LAİLAHE İLLALLAH A...
Son Dakika
 
KADİRLİ VE ÇUKUROVA'YA ALLAH TAŞ YAĞDIRIR MI?
 

             I-Seyahat Türkü Dinlemektir 

            Bu Kurban bayramında dokuz günlük tatilden(!) de istifade ederek on saatlik yorucu bir yolculuktan sonra memlekete vasıl olduk. On saatlik seyahat benim için hiç ara vermeden yüzlerce türküyü dinlemekle müteradif olduğundan Cumartesi sabah namazından sonra bir gün önce itina ile seçilmiş CD ve kasetler arabaya özenle yerleştirildi. Kaset olarak Ali Ercan’ın 70’li yıllardaki kayıtlarından müteşekkil beş ve Ahmet Turan Şan’ın radyo kayıtlarından doldurulmuş iki adet doksanlık kaset mevcuttu. CD olarak da şunlar vardı. Türk Halk Müziğinin yaşayan son kaynak-türkü yakıcı’larından olan ve 9 Kasım’da tek başına yaşadığı evinde hazin şekilde yanarak hayatını kaybettiğini bir türkü dostu olan Ramazan Yıldırım’dan öğrendiğim Enver Demirbağ’ın Gamzedeler’i, Kalan Müzik’ten çıkan Ahmet Gazi Ayhan CD’si, Çukurova’nın Sarısözen’i Halil Atılgan’ın hazırladığı 5 CD’lik Geçmişten Günümüze Çukurova Türküleri, TRT Arşiv Serisinden çıkan Nida Tüfekçi, Neriman Altındağ Tüfekçi, Kalan Müzik’ten çıkan Hisarlı Ahmet CD’leri ve daha birçok CD.

            Açılışı Enver Demirbağ ile yaptık. Merhumun okuduğu ve hepsi birbirinden güzel olan Gamzedeler, Bu dere buz bağlamış, Yere kum savrulur, İndim baktım demir kapı, Necibe, Evleri uçta yarim, Meteristen ineydim, Ahçik, Mamoş, Hayriyemin alçak damı, Nesibe, Kalada kavun yerler, Bahçeye indim ki ve Kaşların oydu beni tekrar tekrar dinlenildi. Enver Demirbağ ile özdeşleşen “Gel benim gelin yârim” isimli türkü ise en az yirmi defa Ahmet Turan Şan’ın sesinden dinlendi. Bilindiği üzere bu türkünün TRT repertuarında kayıtlı birkaç varyantı mevcuttur. Özellikle Tanburam rebap oldu isimli Urfa türküsüyle Zaralı Halil’den derlenen Tevekte üzüm kara isimli türkülerle benzerlik çok çok barizdir. Hele Tevekte üzüm kara ile Gel benim gelin yârim hemen hemen aynıdır. Ancak kabul etmek lazımdır ki, Gel benim gelin yârim, orijinal olmasa da kulağa daha hoş geliyor. Enver Demirbağ’dan derlenen “Oy akşamlar akşamlar/Yine geldi akşamlar/Evli evine gider bağlar gazeli/Garipler de akşamlar Avşar güzeli” türküsü hilafsız Niğde-Çukurova hattına ait  bir türkünün ağırlaştırılmış varyantıdır. Türkünün TRT repertuarındaki aslı “Bağa girdim üzüme/Çubuk değdi gözüme/Çubuk seni keserim bağlar gazeli/Yar göründü gözüme Avşar güzeli” şeklindedir. Ürgüplü Refik Başaran’ın kendi sesinden alınan bir kayıtta biraz farklılık vardır. Kubilay Dökmetaş, bir sohbetimizde bu türkünün ilk önce Tarsuslu Abdulkerim tarafından “Minarede ezan var” ismiyle okunduğunu, kendinde bu kaydın bulunduğunu ve kaydı bu satırların yazarı fakire de göndereceğini söylemişti; hâlâ bekliyoruz.

            Ereğli-Ulukışla hattından yeni açılan otoyola girdik. Ne kadar viyadük ve tünel geçtik, sayamadım. AK Parti’ye her şey söylenebilir, ama “yol yapımı” bu partinin alamet-i farikası olmuş. Müthiş bir şey. Ereğli sınırlarına girdikten sonra CD’yi kapatıp kaseti açtık ve başladık “Ereğliden çıktı sökün eyledi/Arayatı Çiftehanı boyladı/Yarim bana ne etti de eyledi/ Adana’ya bir kız geçti gördün mü” türküsünü Ali Ercan’dan dinlemeye. Şekerpınarı civarına gelince kaseti geri sardırdık: “Gün doğmadan Akköprüyü geçtin mi/Ay doğmadan mah yüzünü açtın mı/ Şekerpınarı’ndan bir su içtin mi/ Adana’ya bir kız geçti gördün mü”. Çocukluğumuzda sıkça dinlediğimiz ve arşivimizde değişik kayıtları olan bu türkünün TRT repertuarına alınırken nota yazımında bariz bir hata yapıldığını söylemeye kendimizi mezun hissediyoruz. Yaşayan en önemli kadın seslerimizden olan Serpil Kaya’nın sesinden dinlediğimiz TRT kaydında “eyvah” dedirtecek bir kulak tırmalaması var. Türküyü notaya alan Altan Demirel, hem gayretli hem de bu işi bilen biridir. Ancak nota yazımı tevatür olan kayıttan değil, şâz olan kayıttan yapılmış gibi. Şaz kayıttan nota yazımı yapılsa bile bunun da ötesinde kulağı rahatsız eden bir hata var. İnşallah bu hata düzeltilir. Ali Ercan da kaynak-türkü yakıcılığından türkü besteciliğine geçen isimlerdendir ve yine de yaşayan son kaynak kişilerdendir. Kendisi türkü söylemenin günah olduğuna inandırıldıktan sonra en verimli çağında bu işi bırakmış ve ilahî bestelemeye başlamıştı. Birçok türküsü zamanında TRT repertuarına alınmış ve Nida Tüfekçi’nin iş başına gelmesiyle beste türkülerin hepsi gibi repertuardan çıkarılmıştı. Hazindir “Perişan bir divaneyim/Yar yüzünü görmeyeli/Vurma felek vurma bana/Yaralıyam yaralı” isimli beste-türkü uzun müddet meyhanelerde çalınmış, rakı sofralarında “öf ulan öf” nidalarına maruz kalmış, sonra da Ali Ercan tarafından sözleri değiştirilerek ilahî olmuştu: “Medine’ye varamadım, yaralıyım, yaralı”. Bir mevlitli düğünde bu ilahîyi(!) okuyan hocaefendi, galiba benim tebessümümü abartılı bulmuş olacak ki, bana dönerek “ilahî okunurken saygılı olalım” fırçasını savurmuştu. Hocaefendi bir şey söylense de anlayacak gibi görünmediği için sükût etmiştik.  

            Otoyolun Pozantı bağlantısı resmî açılışını beklediğinden 3 km’yi tam bir saatte geçtik. Pozantı-Şekerpınarı arasındaki esnaf moral bozukluğu içinde; çünkü artık buralarda durup et-mangal keyfi sürmek, Şekerpınarı’nın cana can katan suyundan-Hayat Su markasının pet şişeleri dışında- içmek imkânsız hale gelecek.

            Müslümana gâvur eziyeti trafik işkencesinden kurtulup Pozantı’dan çıkınca Ahmet Gazi Ayhan CD’si çalmaya başladı: “Kır atım da kalk gidelim harap haneden”. Gülek Boğazı’nı çıkana kadar bu muhteşem uzun havayı dinledik (aile efradı artık kerhen dinlemekte, yalvarır gözle ve üslupla başka bir şey çalınmasını talep etmekte, demokratik olgunluğun bir sonucu olarak ancak CD-çaların sesi birazcık kısılmakta). Tekir yaylasında uzun havanın Tekir kısmı tekrar tekrar sarılmakta: “Uzun olur Adana’nın ovası/Cana can katıyor Tekir yaylası/Binboğa sırtından Gülek Boğazı ( ya da Gülek Boğazı’nda Oğlak kayası)/Çırpını çırpını gidelim atım/Bu günde vatanda yatalım atım” (Göksun civarında da Tekir diye bir yer bulunmaktadır).

            Yandı Çukurova yandı” türküsü kadar olmasa da Adana’da hava sıcak. Hep kısa kollu gömlek giydik. Adanıya sağ salim kavuştuk. Çukurova yerlisi eğer tabii konuşmak istiyorsa “Adana’ya” diyemez, “Adanıya” der. Abdurrahman Yağdıran’dan çocukluğumuzun türküsünü dinledik: “Adana yollarında/Pamuklar dallarında/Allah canımı alsın/ O yârin kollarında” “Gel Adanalı kız/Güzel edalı kız/Adana çarşısında dolanıyom yalınız”. Misis-Yakapınar güzergâhını geçip Yılankale-Kadirli levhasını görünce hem Hacı Karakılçık’ı hem de Ferrahî’yi selamladık. Yarsuvat’ta Türkmenlerin aşiret ilkelliği ve garip yurtluk sevdaları nedeniyle birbirlerini boğazlamalarının hikâye edildiği Dadaloğlu’nun “Elde değil elem geldi gaziler” şiirini havalandıran Hacı Usta, kadife sesiyle beni Ceyhan’a, ortaokul yıllarıma götürdü. Rahmetli babamın plaklarının birinde Hacı Karakılçık “Aldım bir murat taksi/İşlerim oldu aksi/Hanım istiyor maksi” diyerek 70’li yılları tasvir ediyordu. Ferrahî’nin ise yaktığı türkülere bakılırsa 35 yaşına kadar yaşaması bile bir mucize sayılmalı. Babası Siirtli Arap veya Kürt, anası Ceyhanlı Türkmen olan Mehmet Ali Ergat kadar Çukurova’ya damgasını vurmuş ikinci bir âşık yok gibidir. Çukurova Türküleri CD’sinden tek tek Ferrahî türküleri dinlemeye başladık, ciğerimiz köz olarak: “Mal neyleyim sen var iken”, “Ah neyleyim gönül senin elinden”, Güzel ben senin elinden nere gidem”, “Hasta gönlüm divanedir durmuyor”, “Ela gözlü nazlı yâri görem dedim göremedim”. Ceyhan yolçatından Kadirli yönüne döndük. Hava karardı. Anavarza Kalesi akşamın karanlığına rağmen seçiliyor. Ceyhan-Kadirli arası da duble yol istiyor. Artık Kadirli türkülerini dinliyoruz. Aklımıza hemen Ulus Müziğin hazırladığı İl İl Türküler albümü geliyor. Kadirli Osmaniye’ye bağlandığı için tabiatıyla bu ilçe türkülerinin Osmaniye CD’sinde yer alması gerekiyor, ama o da ne! Güya Osmaniye türküleri bir CD oluşturacak repertuara sahip değilmiş de komşu illere müracaat edilmiş! Ne diyelim, ne kadar bilirseniz, o kadar iş çıkarırsınız! Kadirlili mahallî usta Mahmut Taşkaya “Çukurova Turaç senin öz kuşun” uzun havasını çığırıyor, Allah’ım ne güzel bir uzun hava:

            “Çukurova turaç senin öz kuşun 

            Çiğ yağarken garip garip ötmez mi

            Senin sesin ilkbaharın nişanı

            Aşiretler yaylasına göçmez mi

 

            İyi saklan seni kurt kuş görmesin

            Çiftçilerin salanını sürmesin

            Tenbihledim avcıların vurmasın

            Senin sesin Çukurova’ya yetmez mi

 

            Ötmen Mustafa’ya ilham veriyor

            Öterken de bir yüksekten duruyon

            Yakup musun Yusuf’unu arıyon

            Senin yasın arşa kadar bitmez mi”

 

             Hassaten Turaç, Kadirli’yle anılır. Kadirlili merhum halk şairi Abdulvahap Kocaman da bir dörtlüğünde “ Toprağında bin bir ürün yetişir/Savrun çayı Ceyhan ile katışır/Bahçelerde dertli bülbül ötüşür/Turaç senin asil kuşun Kadirli” demektedir. Mahmut Taşkaya deyip geçmemek lazım. Ümit Tokcan’ı Ümit Tokcan yapan uzun havalardan birinin kaynak kişisi Mahmut Taşkaya’dır:

            “Üryan geldim gine üryan giderim

            Ölmemeye elde fermanım mı var efendim oy

            Can alıcı gelmiş canım almaya

            Benim can vermeye dermanım mı var efendim

 

            Şu dünyanın hesabını bizden isterler

            Onun için el çektiler veliler efendim oy

            Haramî var deyü korku verirler

            Benim ipek yüklü kervanım mı var efendim”.

 

            Ya, “Sana derim sana Anavarza kalesi” bozlağına ne demeli?

            “Sana derim sana Anavarza kalesi

            Sana konup göçenlerin nic’oldu

            Doğru söyle garip başın belası

            Şahbaz atlı av kovanlar nic’oldu

 

            Vahşi kuşlar ötüşüyor şu yüzde

            Binaların harap olmuş hep düzde

            Yedi arşın loğ daşını omuzda

            Of demeden getirenler nic’oldu

 

            Der Dadaloğlum yoktur sözün hilafı

            Hangi tarihtedir bilmem bunun çilesi

            Ayas Payas Tumlu Misis kalesi

            Beş kaleye hükmedenler nic’oldu”.

 

           Mahmut Taşkaya, genelde Dadaloğlu şiirlerini havalandırmaktadır. Dadaloğlu’nun tarihte mehter marşının gördüğü işleve sahip olduğu tartışmasızdır. Mensup olduğu Türkmen-Afşar aşiretlerini diğer Türkmen aşiretlerine ve Osmanlı devletine karşı savaşta sazıyla gaza getirdiği bir vakıadır. Kozanoğlullarının günahının hatırı sayılır bir oranı Dadaloğlu’na ait gibi görünmektedir. 

            Kadirli’ye yaklaşırken yolun sol geçesinde kalan Kozan’a da bir selam veriyoruz. Yörenin en meşhur ağıdı olan Kozanoğlu Ağıdı’nı dinliyoruz. Kozanoğlu türküsünün birden çok varyantı vardır. “Kozanoğlu avdan gelir” kırık havası galiba aynı zamanda derlenen ilk türküdür. Sazcı Hulusî’den Darulelhan adına Rauf Yekta Bey ve arkadaşları derlemiştir. Bu türküyü galiba Süleyman Şenel yeniden notaya aldı. TRT repertuarındaki kayıtlardan ziyade yine Süleyman Şenel’in hazırladığı ve İstanbul B.B.Başkanlığı’nın yayınladığı “Türküler Söylenir Üç Kıtada” albümündeki kayıt daha canlı ve vurguludur. Bu işten pek anlamayız ama her iki kayıt arasında hafif de nota yazım farkı mevcut gibi. Diğer bir kırık hava ilginç şekilde yöre olarak Orta Anadolu kaydı düşülerek derlenen “Kozan Dağı çatal matal” diye başlayan türküdür. Ülkemiz bu türküyü en çok Bedia Akartük’ten dinlemiştir. Kozanoğlu Ağıdı ise Kadirlili Mahmut Taşkaya kaynak gösterilerek Halil Atılgan tarafından derlenmiştir. Bela Bartok derlemelerinde “Kurt Paşa çıktı Kozan’a” şeklinde de bir kayıt vardır.   Çukurköprü’ye gelince yapmacıklık kokan bir levhayla karşılaşıyoruz: “Kadirli-Kozan dostluk köprüsü”. Sanki arada bir husumet var! Bu iki ilçeyle ilgili bazı hikâyeler, hikâyelerin genel özelliğine uygun olarak uydurmadır. Neymiş efendim “ bir ağanın biri Kadirlili, diğeri Kozanlı iki marabası varmış. Ağa, Kadirlili’ye dönmüş, ‘ulan Kadirlili, benden öyle bir şey iste ki, iki katını Kozanlı’ya vereyim’ demiş. Güya Kadirlili de düşünmüş, taşınmış, bir evlek tarla istesem, Kozanlı iki katını alacak, bir at istesem Kozanlı gine iki katını alacak, bir avrat istesem Kozanlı iki tane birden alacak, ‘ağam iyisi mi sen benim bir gözümü çıkar’ demiş. Külliyen yalan!

            Tarih araştırmacılarının ilgisine girmekle niza, ihtilaf, husumet olmamakla birlikte tatlı rekabetin nedeni belki de Osmanlı döneminde Kadirli’nin (Kars-ı Zülkadriye) Kozan (Sis) sancağının kazası olmasıdır. Her ne kadar hiçbir Kadirlili el’an Osmaniyeli olduğunu söylemeyip hep Adanalı olduğunu söylese de Osmaniye ve Kozan’ın il olma tartışmaları esnasında tercih Osmaniye olmuştu; Kozan il yapılmayarak bu tartışmanın bir anlamı kalmamış idiyse de! Osmaniye ve Bahçe tarafı genellikle Gavurdağı olarak anılır ve bu yöre insanlarına Gavurdağlı denir. Bir diğer sebep Kozan tenkil ve ıslahı esnasında Derviş Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa’nın Kadirli’yi yeniden canlandırması, devlete bağlılıkları takdir gören “Kadirli âdemlerinin” tenkil esnasında paşalara yardımcı olmasıdır. Kozan tenkil ve ıslahından sonra Kozan sancak haline getirilmiş, Kadirli de kaza yapılarak Kozan’a bağlanmıştır. Ahmet Cevdet Paşa’nın Tezakir’de Kozan yerine “Kadirli ademleri”ni övmesi, “Kozan ademleri”nin kötülüğünden değildir; Kozan beylerinin derebeyliğindendir; politiktir. 1908 meşrutiyetinden sonra yapılan ilk seçimlerde Kozan’ın çıkardığı tek mebusun Hamparsum Boyacıyan isimli bir Ermeni olması bölgenin demografik yapısını yansıtmamaktadır. Her ne kadar Kozan Ermeni Katogikosluğu bölgede Ermeni nüfusun varlığına işaret ediyorsa da bölgede mebus çıkaracak kadar bir yoğunluk mevcut değildir. Haçin (Saimbeyli) ise nüfusu az bir kazadır. Boyacıyan’ın Kozan’dan çıkan tek mebus olması, o esnadaki İttihatçılar ile Ermeni gruplarının ittifakının neticesidir. Bölgede Haçin merkezli bir Ermeni nüfus vardır, ancak bu mebus çıkarmak için normalde lazım olan 50.000 erkek nüfusun kat be kat altındadır.  25.000 ile 75.000 arasındaki nüfus tek mebus çıkaracaktı. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Ermeniler Kozan’daki tek mebusluğu alacak nüfus yoğunluğuna sahip değillerdi ve bu bir İttihatçı lütfuydu. Konumuz tarih olmadığı için bu kadarla iktifa ediyoruz.   

            Azaplı köyüne yaklaşınca Feymanî’yi selamlıyoruz: “Ahu gözlüm tut elimden/Vazgeçmeden emelimden/ Aşkın beni temelinden/Yıkmadan gel yakmadan gel”. Can Etili de fena söylemiyor.  TRT repertuarında yöre olarak Çukurova kaydıyla yer alan “Ölüm yakamdan tutma” isimli türkü de Feymanî’nin havalandırdığı bir kırık havadır. 

            II-Kadirli’de Cenaze

            Kadirli’ye vasıl olduk ama üzücü bir haber aldık. Halaoğlu İbrahim Abi’nin dünürüne yolda kamyonet çarpmış, adamcağız vefat etti. Pazar günü Sülemiş Camiinde saat 10.00 gibi cenaze namazı kılındı. Sülemiş Camii, merhumun 5 vakit namazını kıldığı camii olduğu için cenaze namazı kalabalık oldu. Cami cemaatinin hemen hemen hepsi Asrî Mezarlık’taydı. Merhum, 1333 doğumlu olan ve 2005’te vefat eden anneannem ile Avluklu meşhur halk şairi ve halaoğlunun amcası Abdulvahap Kocaman’ın mezarının tam ortasındaki bir bölgede defnedildi. Avluk bilindiği üzere ülkemize türkü derlemeleri için gelen ve “bana saf türkü derlemek için saf bir Türkmen köyü gösterin” diyerek bu köye getirilen Macar Müzikolog Bela Bartok’un en fazla türkü derlediği köydür ve bizim köyün 7–8 km. aşağısındadır. Bu hükümet işlerine akıl sır ermez, ne diye Avluk ismi yerine Koçlu ismine resmiyet kazandırılır, anlaşılmaz. Abdulvahap Kocaman, Dadaloğlu ve Karacaoğlan’ı rehber ittihaz eden bir şairdi ve gariptir milletten pek hazzettiğini zannetmediğimiz Demirel, Kocaman’ı severdi. Kocaman’ın esas hamisi Feyzi Halıcı’ydı. Konya Âşıklar Bayramı’nda rahmetlinin aldığı madalyalar tek yakasını değil, iki yakasını dolduracak kadar çoktu.  Rahmetlinin “Döndü Dönmedi” isimli şiirinde “döndü” kelimesi isim ve fiil özellikleriyle işlenmiştir. Her kıtanın son dizesinde döndü hem fiil hem de isim olarak kullanılmış ve merhum söz sanatındaki ustalığını sergilemiştir: 

“Yaylaya gitmişti yayla zamanı/Gülizar döndü de Döndü dönmedi

Demek ki unutmuş ahdı amanı/Yaylacılar geri döndü dönmedi

 

Ben gönlümü o sunaya bağladım/Aşkı ile ciğerimi dağladım

Gözlerimden kanlı yaşlar ağladım/Selinden değirmen döndü dönmedi

 

Ben baktıkça o yılıştı yüz verdi/Aşkımıza ümit verdi hız verdi

Yemin etti sapasağlam söz verdi/Demek ki sözünden döndü dönmedi

 

Ah ettikçe gözlerimden yaş geldi/Ümitlerim dolu gitti boş geldi

Yaz da gitti güz de bitti kış geldi/Zaman geçti devir döndü dönmedi

 

Aşkıma inansa beni arardı/     Sevda çeke çeke benzim sarardı

Tansiyonum düştü gözüm karardı/Sevdasından başım döndü dönmedi

 

Bu zalim engeller bize nettiler/İki âşık arasına gittiler

Kaş göz oynattılar fiskos ettiler/Arada bir dümen döndü dönmedi

 

İsmini andıkça ah çekerim ah/Sevende mi sevilende mi günah

Yepyeni bir ümit başlar her sabah/Akşam üstü güneş döndü dönmedi

 

Kokusunu arıyorum yellerde/ Boynu bükük bekliyorum yollarda

Aşkı ile ölüyorum çöllerde/Üzerimde kuşlar döndü dönmedi

 

Bir of çektim dağ sallandı taş düştü/ Ahımdan cihana bir ateş düştü

Bulutlar ağladı gökten yaş düştü/Kuru çöller göle döndü dönmedi

 

Şu halime ne söyleyim ne diyem/Bana dönse bir canım var hediyem

Ham kelama izin vermez terbiyem/Bedduadan dilim döndü dönmedi

 

Kara sevda çekmek zor kardeşim zor/Bana inanamazsan bir çekene sor

Benim sonum tımarhane ve doktor/   Kocaman ölümden döndü dönmedi”

(Halil Atılgan, İki Taştan İbaret-Kadirlili Abdulvahap Kocaman Hayatı-Sanatı-Şiirleri, Adana: Adana Valiliği Yayınları, 1999).

            Rahmetlinin mizahi şiirleri de çok tutulurdu. “Cinayetim Var” şiiri de şöyledir: 

Ben aslında karıncayı incitmem/Günde üç beş tane cinayetim var

Kılıbık değilim avrattan korkmam/Hanımıma sonsuz itaatım var

 

Rütbem mareşalden daha yukarı/Otuz sene güttüm köyde davarı

Lüzumsuz işlerde yaptım başarı/Özürümden büyük kabahatim var

 

Kendime uymayan bir iş bulurum/Horozun sesine eve gelirim

Namaz kılmayana imam olurum/Alnı yere gelmez cemaatım var

 

Yaşantım çok tatlı baldan kaymaktan/Benim gibi erkek çıkmaz oymaktan

Günde on kez dayak yerim avrattan/ Krallardan üstün bir rahatım var

 

Yalanı söylemem hiç doğru demem/ Avantadan sevmem çalışıp yemem

Emanet alırım iyade etmem/Yüksek karakterli şahsiyetim var

 

Hep yerde gezerim uçaktan inmem/Eşeği bulamam beygire binmem

On beş yaşlı kız verseler evlenmem/  Koca karılarla kontratım var (Rahmetli kontratım yerine “irtibatım” da, derdi. İ.K.)

 

Yeni fehmeyledim sağ ile solu/Bilmiye çalıştım gittiğim yolu

Kırk mağazam vardır rüzgarla dolu/  Avluk Dağları’nda saltanatım var

 

Çok ince ruhluyum değilim kaba/Yaptığım kusurlar gelmez hesaba

Bütün Çingeneler bana akraba/Sülalesi temiz asaletim var

 

Her gün yemek yerim altın tabakta/Yiyip içip aç gezerim sokakta

Bir elbise yaptırırım her hafta/Çabut parçasından kravatım var

 

Altmış beşten kırka indi yaşlarım/Yolu yarı eder geri başlarım

Hep geri zekalı arkadaşlarım/ Benim de kafamdan şikayetim var

 

Bin bir mesleğim var yapmaz yıkarım/On beş avrat aldım halen bekarım

Yazın Ağustosta soba yakarım/Kışın kırk derece hararetim var

 

Yoksulluk elinden halim pek yaman/Olamazlar benim gibi kodaman

Adım Abdulvahap soyu Kocaman/Koçlu Köy’ü denen vilayetim var” 

            Defin işlemleri yapılırken ben de Garnizon Şehitliğini gezdim. İki polis dışında 24 asker kabri saydım. Köylerde defnedilenlerin de bu mezarlığa nakline izin verilmiş ancak bazı köyler ilçe şehitliğine nakillere pek sıcak yaklaşmamış.

            Asrî Mezarlık, hayli büyümüş; bizim futbol oynadığımız saha da mezarlığa ilave edilmesine rağmen bu alanda da yer kalmamış gibi. Defin işlemleri nedeniyle Sülemiş Camii imam ve cemaati öğle namazını gecikmeli olarak eda ettiler.  

            III-Kadirli’de Düğün

            Sünnetullah’a karşı gelinmez. Bir tarafta cenaze, diğer tarafta düğün. Bizim mahalleden Karakütüklü Kara Mustafa’nın oğlu Fatih’in düğünü vardı. Düğüne halaoğlu İbrahim Abi’yle birlikte gittik. Düğün üç davulluydu. Üç ve dört davul, düğünün ağır bir düğün olduğuna işaret eder. Hüseyin Kazım Kadri merhumu gibi biz de dilde ve kültürde aşırı muhafazakârlığı savunmaktayız. Davul-zurnalı düğünler, salon düğünlerine karşı olanca gücüyle mücadele ediyor. Düğün Cuma namazından sonra başlar. Mümkünse merkez Hamidiye Camiinde Cuma namazı kılınır ve bayrak kaldırılır. Camii civarından uzaklaşıldığında davul-zurna eşliğinde bayrak düğün evine kadar getirilir ve uzun bir değnekle görülebilecek bir yüksekliğe çekilir. Düğün Cuma günü başlar ve Pazar günü gelin getirmeyle sona erer. Salon düğünündeki “takı merasimi”nin davul-zurnalı geleneksel düğündeki karşılığı “cabalamak”tır. Üç davuldan biri misafirleri karşılamak için yol kenarında bekler. Eğer gelen misafir ağırsa veya uzak yerden gelmişse kendisini iki davul karşılar. Bu misafire verilen önemin işaretidir. Misafir masaya oturur, kolonya, sigara ve şekerden müteşekkil tepsi kendisine sunulur ve çok geçmeden çay ikramı yapılır. Misafirin dinlendiğine karar verilince Abdal Ağası misafire hoş geldin der ve abdala dönerek “caba”ya başlamasını işaret eder. Teşbihte hata olmazsa Abdal Ağası, bir anlamda bazı düğünlerde torba gezdirenlere benzer. Toplanan para Abdal Ağasında durur. Bu bakımdan Abdal Ağası güvenilir isimlerden seçilir. Bir davul ve zurna caba içindir. Caba, çaba şeklinde de ifade edilir. İşi bilen ve biraz da insafsız olanlar abdallara kan kusturur. Abdal caba parasını almak için önce selam verir, “beyim hoş geldin” der. Misafir oralı olmazsa abdal çaresiz hünerlerini sergilemeye başlar. Önce davulla birlikte takla atar. Biz buna dombalak atmak deriz. Misafir gine oralı olmazsa, abdal bu defa masanın birini orta yere çeker ve masa üzerinde takla atmaya başlar. Dombalak ne kadar göz alıcıysa bahşiş de o oranda yüksek olur. Misafir eziyeti ne zaman sonlandırmak isterse o zaman bahşiş ve caba parasını yere atar. Davul çalan abdal, parayı 360 derece dönerek Abdal Ağasına verir. Düğünlerde tek oynanmaz, ille de halay çekilir. Köroğlu, Pekmez ve Kozanoğlu en çok oynanan halaylardandır. Halay başı genç ve bekârsa düğünü ayrı bir yerde seyreden bayanlar içindeki birine mesaj vermek istiyor olabilir. Düğünler aynı zamanda anaların oğullarına kız aradığı merasimlerdir. Halay başı kelimenin tam anlamıyla “gösteri” yapmalıdır.

            Ak Partili belediyelerin beledî hizmetleri çıtayı hayli yükseltmiş. Kadirli’de Ak Parti seçimi 150 oy farkla MHP’ye devretti. Seçimin kaybı ise rivayete göre bildik neden: İlçe milletvekili ile mevcut başkanın uyuşamaması ve aday değişikliği. Tıpkı Şanlıurfa gibi. MHP’li başkan güneş ve yağmur ihtimali ile düğün çadırını kendisi kurdurmuş. Bu uygulama daha önceki başkan döneminde de var olan mutat uygulama.

            Biz yıllar önceki halaylara çokça iştirak etmemize rağmen bu düğünde seyirci pozisyonunda kalmayı yeğledik.  

            IV-Kadirli’de Kurbanlık

            Zaman zaman devlet büyüklerini dinlemekte fayda var. Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker’in, “kurbanlıkları önceden almayın” şeklinde ikazda bulunmasına rağmen biz Pazar günü kurbanlığı aldık. Belediye kasaplığından emekli emmioğlu Ekrem Abi, 55 kg.lık keçiyi arabaya attığı gibi getirdi. Kadirli keçi memleketidir. Yaylalarda bol miktarda keçi yetiştirilir. Kurbanlık kabala olarak değil, kiloyla satıldı. Kilosu 12 TL.  Arefe günü malın kilosu 8 TL’ye kadar düştü. Kurbanlıklar esas itibariyle yayla köylerinden ve Andırın-Göksun hattından gelmiş. Andırın-Göksun hattı Çerkezlerin görece yoğun olduğu yerlerdir. Andırın’ın Göksun’a yakın bölgelerinde uzun dönem Ermeni nüfusu yoğundu. Talat Paşa kendisine izafe edilen hatıratta sadece Zeytun Ermenilerinden değil, Andırın Ermenilerinden de bahsetmektedir. Birkaç köyde “dönme” nüfus yoğundur ve yerli halk kimin dönme olduğunu bilmektedir. Andırın, Ermenilerden çok çektiği için olsa gerek, “ellik gâvuru, Zeytun gâvuru” ifadeleri bölgede hâlâ kullanılmaktadır. 

            Kadirli’de kurban bağışı revaçta değil. Maddî durumu yerinde olanlar bizzat kesmeyi tercih ediyor. Gereksiz tartışmalara da itibar eden yok. Tavuk kesilebileceğini söyleyen garip âdemi hatırlayan çıkmadı. Kurban kesmenin Kur’an’da yeri olmadığını ve bunun “şeytan işi” olduğunu söyleyenlerin toplumda karşılığı yok gibi. Kurban’ın farz mı, vacip mi, sünnet mi, yoksa ibadet olmayan bir gelenek mi olduğu şeklinde bir bahse tesadüf edemedik.

            Bayram namazını Abdülhamid’in yaptırdığı 1890 tarihli Hamidiye Camiinde eda ettik. Namaz esnasında cinlerimiz tepemize çıktı. Hâşâ sümme hâşâ Yüce Yaratıcı’ya ve onun kitabına söven birine rastladık. Bu bahse sonra geleceğiz. 

            V-İlle de Paça, ille de Kebap  

            Paça, kim ne derse desin Kadirli’de yapılır. İstanbul’da Aksaray’da Paçacı Hasan da güzel yapıyor, ama Kadirli’de bir başka. Bilenler paçada koyunun tercih edilmemesi gerektiğini söylüyor. Kekremsi çalıyormuş. Paçanın lezzeti suyundadır. Kıvamında kaynamayan paça makbul değildir. Beyin, yanak, ayak ve siyah et arasında benim tercihim siyah ettir. Yanak güzel temizlenmiş ve iyi pişmişse belki tercih edilir. Paçanın suyunun ateşi devamlı yanmalıdır, hele bir de odun ateşi olursa tadından yenmez. Kadirli’de ve bazı yörelerde avcar şekli farklıdır. Paçanın suyuna limon ve sarımsak katılmaktadır; bazı yörelerde limon ve sarımsak tercihe bağlı olduğu için ayrı ikram edilir. Kadirli’de paçanın suyuna tercihe göre yanak, ayak, siyah et konulduktan sonra üstüne biberle yakılmış tereyağı ilave edilir. Zannımca makbul olanı budur. Evde ise Kurban’ın başını anamla birlikte tütsüledik, güzelce kazıdık; odun ateşinde de tam 6 saat kaynattık. Avcarını belli bir süre paçayla birlikte kaynattık; tavsiye olunur.

            Kadirli’de inanılır gibi değil ama pıtrak gibi döner salonları açılmış. Ben 25 tane saydım. Bunların birkaçı hariç hepsi tavuk döner üzerine. Döner dürüm 1,50 TL. En kabadayı kebap dürüm 4 TL. Kebap, eğer yağı kuru ve sert olmasın diye kararında ve kıvamında katılırsa makbuldür; yok eğer etten kaçmak için etten fazla ilave edilirse rahatsız edici olur. Ben yediklerimde hem kebap hem et tadı aldım. Kebabın eti ne kadar güzel ve kaliteli olursa lezzeti de o oranda oluyor.  

            VI-Bayram gezileri

            Kadirli’de iki farklı dağ yoluna çıktım. Yaylalara yaklaştım, kısa kollu gömlekle gine de üşümedim. Buralar yaşanılacak yerler. Hormon ve teknoloji hâkimiyetini tam olarak tesis edememiş. Sabah namazından sonra uyku ihtiyacı hissedilmiyor; oldukça hafif havası var. Kadirli’nin suyu yaylalardan geldiği için kış-yaz soğuktur.

            Andırın yolu üzerinde yayla yolçatında bulunan Akarca, zamanında kimsenin yüzüne bakmadığı bir yerdi, ama şimdi burası da yaylalık olmuş. Gerçi akşam havası serindir, işi gücü olanlar için 10 km.lik bir mesafeye gidip gelmek cazip gelmiş olabilir.

            Misis-Adana-Tarsus seyahati güzeldi. Önce Misis’te camız yoğurdundan yapıldığını zannettiğimiz ayrandan içtik. Bölgenin büyük çoğunluğu başta Urfa olmak üzere Güneydoğulu. Urfalı ayrancı, “camız yok ki, ayranı olsun” dedi. Yine de ayran güzeldi. “Sıkma ayran 3 TL” levhasını yörenin yerlisi veya yöreye aşina olmayanlar anlamıyor. Birisi “sıkma portakalı biliyoruz da sıkma ayran nasıl oluyor?” şeklinde sual tevcihi ve hayret izharında bulunabiliyor. Sıkma, lavaşın içine çökelek konularak yapılan sokuma, yani dürüme verilen isimdir. Halis bir Türkmen yemeğidir. Mersin’de lavaş, Kadirli civarında lavaştan biraz kalın bazlama yaygındır.  

            Misis’teki Kürt nüfusun yoğunluğundan ziyade Apo hayranlığı rahatsızlık veriyor. Bilindiği üzere bu şahsın bazı akrabaları Misis’tedir. Misis Köprüsü restore edilmiş; Ceyhan Nehri ise mevsime nazaran gür akıyordu. Misis Antik kentinin üstündeki yapılaşmaya mani olunamıyormuş. 400 civarındaki ev yıkım kararına rağmen yıkılamıyormuş! Misis-Yakapınar’ın Türkmen bölgesinde edindiğimiz bilgi böyle! Google taraması yapmadık ama burası Yüreğir kanalıyla büyükşehire bağlanmadan önce belediye başkanlığını galiba Dehap kazanmış!

            Öğle namazından önce Seyhan Nehri’nin iki geçesini de gezdik; park inanılmaz güzelleşmiş. Öğle namazını Adana Ulu Camiinde eda ettik; galiba Adana’nın ilk İslam-Türk eseri. Ramazanoğullarının hizmeti. Camii çıkışı yaşlılarla sohbet ettik; Adana’ya eskiden yerleşen Kürtler Ak Parti ve Saadet Partili, yeni yerleşen Kürtler de BDP tandanslı gibi. Merhum Ziya Paşa’nın kabrini ziyaret ettim, rahmetle andım. Daha önceki ziyaretlerimde, yani 1990’a kadar onun Namık Kemal ve Ali Suavi ile birlikte ilk İslamcı ideologlardan biri olduğunu bilmiyordum. Ziya Paşa vesilesiyle dönemin Adanalılarına sitem ettim. Ziya Paşa konusunda ben de Namık Kemal gibi düşünüyorum: “ Tüm Adanalılar onun rüşvet aldığını iddia etse bile beni inandıramaz”. Allah mekânını cennet eyleye!

            İstanbul’dan aynı gün geldiğimiz avukat arkadaşım Remzi ile buluştuk; halka tatlı, taş kadayıf yedikten sonra maaile Tarsus’a, Ashab-ı Kehf’e doğru yola çıktık. Çocukluğumun Tarsus’unu tanıyamadım. Şehir bir hayli genişlemiş. Acaba şehirde hâlâ Keldanî ve Süryani kalmış mıdır? 80 öncesinde babamı ölümle tehdit eden ve amcamın araya girmesiyle kaçmamıza izin (!) veren solcu Arapların MHP aşkı beni hayrete gark etti. Babam eşin dostun katkılarıyla ilkokul ve ortaokul diplomasını dışarıdan alan, okuması da hayli problemli biriydi. Peki, merhum babam niye o zaman ölümle tehdit edilmişti. Kürtler Tarsus’a akın edince mi Araplar doğruyu gördüler. Hafızamız bizi yanıltmıyorsa Tarsus’un Araplarından olan SHP-CHP-DSP milletvekili ve bakanı İstemihan Talay da gariptir, MHP’den milletvekilliği için aday adaylığı müracaatında bulunmuştu. Zaman, ey zaman, yaman zaman!   Tarsus’daki Ashab-ı Kehf’in mekân olarak tarihî ve Kur’anî gerçekliğe tekabül edip etmediği bizim ihtisas alanımıza girmiyor; ancak garip bir yer. İkindi namazını Abdülaziz’in annesi adına yaptırdığı Ashab-ı Kehf Camiinde eda ettik. İnanılmaz bir kalabalık vardı ve ziyaretçilerin %90’ı Kürttü. Omuz omuza namaz kıldığımız Kürtlerin huşu ve samimiyetleri niçin bir arada yaşamamız gerektiği sorusunun da cevabıydı. Kürtleri bu topraklarda bizimle bir arada tutacak tek bağ İslam gibi görünüyor; diğer gerekçelere Ertuğrul Özkök kişisi de inanmıyor.                 

             VII-Diyanet Uyuma, Yaradan Rabbinin Adıyla Uyar!

            Yıllar önce hâşâ sümme hâşâ Allah’a kitaba küfreden bir mel’unla bayram namazını aynı safta kılmıştım. Papaza kızıp oruç bozarak uzun müddet bayram namazına gitmedim. Allah’a kitaba söverek küfr-ü azîmi irtikâp eden bu yaratıklar, genelde bayram namazına giderler; herhalde konu komşuya ayıp olmasın diye! Bu bayram da gine böyle küfreden birini namazda gördüm.

            Çukurova’da insanlar niçin Allah’a, kitaba söverler bir türlü çözemedim. Fevrîlik, asabîlik, sıcak mazeret değildir. Hatta bazen hiç beklemediğiniz bazı isimlerin de böyle küfür savurduğu şayiası ortaya atılıyor. Kıbrıs göçmeni bir ailenin çocuğu olan Fatih Terim’in tekrar Galatasaray’ın başına geçtikten sonra bir Trabzon-GS maçında hâşâ böyle küfür savurduğu Trabzonsporlu idareciler tarafından dile getirilmiş ve medyada da yer almıştı. Fatih Terim’in kabadayı ve artist olduğunu biliyoruz. 80’li yıllarda Adana Demirspor- Galatasaray maçında Erol Togay’a attığı kafa hâlâ hatırımdadır. Kanaatimce o kafayı Fatih Terim dışında biri atsaydı, Adana’dan tek parça olarak zor çıkardı. Çünkü belinde satır taşıyan, en ufak kavgada kebap tablasına seğirtip şişlere saldıran, meşrubat şişesinin kapak tarafını eline alıp alt tarafını betonda parçalayarak inanılmaz kesici-delici bir alet üreten Adanalıların böyle bir durumda sessiz kalmaları Terim’in hemşehri olmasıyla izah edilebilir bir şey olmalıdır. Terim İstanbul’da da galiba bir emniyet amirine kafa atmış, Ağar felan bazı isimlerin tavassutuyla paçayı zor kurtarmıştı.

            Tüm bunlara rağmen babası mütedeyyin bir insan olan ve bazı televizyon konuşmalarında millî-manevî değerlere hürmetkâr ifadeler kullanan, İtalya’da “siz Müslüman mısınız?” sorusuna “Elhamdülillah” diye cevap veren Terim’in kutsal değerlere küfür ettiğine inanmak istemiyoruz. Bu iddia İnşallah Trabzonlu idarecilerin zannıdır; aksi halde Terim’in emr-i hak vaki olana kadar sabah-akşam tövbe-istiğfarda bulunması gerekir; Allah’ın rahmeti geniştir.

            Terim’e bir de hemşehrisi olarak naçizane tavsiyemiz şudur: Allah’a, kitaba pervasızca sövdüğünü pervasızca yazan Çiçek Bar sahibi Arif Keskiner’den uzak dursun! Ariflikten bîhaber Keskiner, Fulya Hanımın müteveffa babasının içki arkadaşı değil, kim olursa olsun! Sayın Başbakan Keskinerlerin Osmaniye’de yaptırdığı okulun açılışını yaparken enforme edilmiş miydi, bilmiyoruz.

            Allah’a, kitaba edepsizce sövdüğü yetmezmiş gibi bu bölgeye has genel terbiyesizliğin sebebini de izaha çalışan Keskiner şunları yazıyor: “ Adanalı niye Allah’a küfreder?... Eski Yunan’da, çoktanrıcılık döneminde, yani mitolojide, tıp ve sağlıkla ilgili tanrı Herabitos, Adanaca’sı Lokman Hekim, Adanalıların isteğine uyarak Toros Dağları’nda ‘ölümsüzlük otu’nu aramaya çıkmış. Günlerce ve aylarca, yaz kış dememiş, bu otu aramış ve sonunda bulmuş. Bu haber tanrılar katında kıyameti koparmış. Adana’da da bayram yapılıyor. Adanalılar yollara düşmüş Lokman Hekim’i karşılamaya. Tanrılar bakmış olmayacak… Ölümsüzlük otu halka ulaşırsa tanrılıkları elden gidecek, hepsi bir araya gelip Tanrılar Tanrısı Zeus’a başvurmuşlar. Zeus, tüm tanrıları dinledikten sonra, ‘Merak etmeyin, ben o işi hallederim’ demiş. Demesiyle birlikte bir fırtına, bir bora… Çukurova’da göz gözü görmez olmuş. Tam o sırada Misis Köprüsü’nden geçmekte olan Lokman Hekim de dengesini kaybettiğinden, elindeki ölümsüzlük otuyla birlikte Ceyhan Nehri’ne düşmüş. Ve böylece ölümsüzlük otu da sulara karışmış, kaybolmuş. İşte Baba Tanrı Zeus’un puştluğunu anlayan Adanalılar o gündür bugündür Tanrı Zeus’a küfrederek biraz olsun yüreklerini rahatlatıyorlarmış… Bizler inanmasak da Tanrı’ya küfretmenin bundan daha güzel bir kılıfı olamazdı herhalde. Allah bilir ya, biz böyle duyduk ve duyduğumuzu, okuduğumuzu aynen aktardık” (Arif Keskiner, Çiçek Gibi, İstanbul: Doğan Yayıncılık, 2002, s.173–174). Küfrün mazereti de kendisi gibi!

            Allah, Kur’an’da inkârcıların hallerini tasvir sadedinde birçok kıssaya yer veriyor. Bu kıssalarda geçmiş kavimlerin inkârları nedeniyle nasıl helak oldukları anlatılıyor. Musibet bazen sadece kötülere değil, diğerlerine de isabet ediyor. Allah, “içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi de helak edecek misin?” mealindeki yakarışlara karşılık vermeyeceğini de bildiriyor. Kuran kıssaları ister edebî tasvirler, ister ibret sahneleri, isterse de gerek bir kısmı, gerekse de tamamı tarihî gerçekliğe tekabül eden metinler olsun, sonuç, kanaatimizce değişmemektedir.

            Allah hem Çukurova’ya, hem de başka yerlere taş yağdırabilir. Bu nasıl bir şeydir, yılda en az üç ürün veren münbit topraklar, Seyhan ve Ceyhan gibi büyük ırmaklar, portakal, mandalina, limon bahçeleri, bir taraf yayla, bir taraf deniz… bunca nimete karşı küfür, olacak şey mi? Hem de kaba, hoyrat, adî ve iğrenç!

            Diyanet İşleri Başkanlığı da işi gücü bırakmış, ezanın sesini nasıl kısarım, bazı sosyla sınıflara mensup insanların uykusunu nasıl bölmem, Cuma hutbelerini nasıl tektipleştiririm, derdinde. Camilerde hiçbir Cuma namazında, hiçbir vaazda bu konu işlenmez mi? Allah insanları netice alamadıkları için değil, gayret sarf etmedikleri için cezalandırır. Eğer vaaz ve hutbelerde bu konu işlense biz inanıyoruz ki, yöre toplumunda makes bulur. Belki de kalbi henüz mühürlenmemiş olanlar haberdar olurlar da tevbe-istiğfar ederler. Tövbe-istiğfar olmasa da en azından “gürültü kirliliği” azalır.

            Bölgede etkin olan siyasî partilerin de il, ilçe ve belde teşkilatlarına genelgeler göndermesi hidayete değil, gürültü kirliliğinin azalmasına sebep olabilir.

            Devlet büyüklerimiz, yurtdışında Allah’a kitaba sövdüğü için idam cezası alanların infazının engellenmesi için gösterdikleri gayretin birazını da bu küfr-ü azîmin izalesi için sergilerlerse memnun oluruz.

      Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesine göre hakaretin, kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz; eğer hakaret alenen işlenirse ceza altıda biri oranında arttırılır; ancak bu cezanın caydırıcı olmadığı kanaatindeyiz.

İsmail Küçükkılınç               

NOT:

            1-Kadirli ülkemizin turp üretiminin yarısından fazlasını gerçekleştirmektedir. Yer fıstığı üretiminin ise neredeyse tamamı Kadirli ve Osmaniye topraklarına münhasırdır. Yaşar Kemal Kadirlili değildir, Osmaniyeli de değildir. Eski Adalet bakanlarından Mehmet Can, Kadirli Kaymakamı olarak meşhur olmuş, tarihî mezarlığı katlederek çamlık yapmıştır. Talat Aydemir’in ilk kalkışmasında İç İşleri Bakanı olan Ahmet Topaloğlu, Kadirlilidir. 27 Mayıs darbesi esnasında ise Adana değil, Hatay valisiydi. Darbede Adana Valisi Turhan Kapanlı’ydı. Topaloğlu 1965–1969 Demirel hükümetinde de Millî Savunma Bakanıydı. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ı koltuğundan eden Mustafa Tuncel Kadirlilidir. Meşhur muhaliflerden Ali İlmî Fâni’nin bir tarafı Kadirlilidir ve aile Bilgili soy ismini taşımaktadır. Kadirli’de ara çay ocaklarında sıkça gördüğümüz ama selam vermeye yanaşmadığımız İbrahim Agâh Çubukçu da Kadirlilidir. Sayın Başbakanın Gürcü kökenli değil, halis-muhlis Türkmen olduğunu ve dolaylı olarak da Devlet Bahçeli’yle akraba olduğunu iddia eden Cezmi Yurtsever, Habertürk baştarihçisinin hafife alamayacağı kadar çaplı biridir. Kadirli Tarihi, Andırın Tarihi ve Çukurova Tarihi gibi eserleri çapına delildir. Kaldı ki, velev Sayın Başbakan Gürcü kökenli, ne çıkar bundan? Erkan Mumcu Yörük’tü de ne oldu? Egosuna yenilip-küçük dağları ben yarattım tripleriyle- millete cephe almadı mı? Kendi partisinde aynı kökene mensup insanlar varken sağda-solda Tayyip Erdoğan Gürcü dedi de, başı göğe mi erdi; tövbe ettiği milliyetçilik günleri mi aklına geldi; o günlerinde bile milliyetçilik etnik kökene indirgenmeyen bir anlayış değil miydi? Bazı meşhur Kadirliler, yörenin yerlisi değildir; Darendelidir; Kadirli’deki Darendelilerin çoğunluğu iyi âdemlerdir. 

            2-Fatih Terim ve Trabzonspor bahsinde istitrat yapacak yer bulamadık, buraya derc ediyoruz. Trabzonsporun gerçekleştirdiği futbol devriminde hep bölgesel milliyetçiliğe atıf yapılmaktadır. Niçin bölgenin genel yapısıyla uyumlu ve Ahmet Suat Özyazıcı ve bazı talebelerinde somutlaşan mütedeyyinliğe atıf yapılmamaktadır? Oysa hem Özyazıcı hem de bazı talebeleri hem idmanlara hem de maçlara oruçlu olarak çıkmaktaydılar; o tarihlerde maçlar şimdiki gibi gece de oynanmıyordu. Hele bir kupa ramazan ayına denk geldiğinde münasebetsiz bir gazetecinin “şampanya patlatmayacak mısınız?” şeklindeki edepsizliğine Kaptan Şenol’un verdiği “mübarek ramazan ayındayız, bize yakışmaz” mealindeki cevabı hâlâ hatırımdadır. Trabzonspor deyince akla ilk gelen Özkan Sümer değil, Ahmet Suat Özyazıcı’dır. Yusuf Cevahir Ağabeyin anlattığı bir anektod ise ilgi çekicidir. 90'lı yıllarda Trabzonspor'u canlandırmak için yapılan bir toplantıda Tıp Profesörü Kaya Çilingiroğlu Trabzonspor'un düşüşü ile ilgili ilginç bir tespitte bulunmuş ve şöyle demiş: " Trabzonda her evden bir hafız, bir de futbolcu çıkardı. Ne zamanki evlerden hafız çıkmamaya başladı, futbolda da gerileme başladı". Bir Kadirlili olarak hariçten okuduğumuz bu gazel umarız mazur görülür; çünkü zamanında Çukurova’da İstanbul takımlarına inat çok sayıda Trabzonsporlu vardı.     

 

           

           

           

           

                               

 

Tüm Makaleler
bullet.png İTC’NİN İTTİHÂD-I İSLAM SİYASETİ ÇERÇEVESİNDE İTTİHATÇI-SENÛSÎ İLİŞKİLERİ
bullet.png KASTEN ORUÇ BOZANA 60 GÜN KEFARET GEREKMEYECEĞİNE DAİR MUSA CARULLAH’IN ÇARPICI İÇTİHADI/ FETVASI...
bullet.png BİR SAHAF GEZİSİ…VATAN, MİLLET, İSLAM: NAMIK KEMAL
bullet.png HASAN ELİK'İN KUR'ÂN'IN KORUNMUŞLUĞU İSİMLİ KİTABI VE ÖNEMİ
bullet.png LAİLAHE İLLALLAH ALLAHU EKBER/ŞERİATI GETİRECEK NİYAZİ ENVER ya da MEŞRUTİYETİN İLANINDA DİN FAKT...
bullet.png ABDÜLHAMİD'İ 1905 ERMENİ SUİKASTINDA ÖLÜMDEN KURTARAN MEDHİ: KADI MUSTAFA KAMİL EFENDİ
bullet.png SUMGAYIT: DAĞLIK KARABAĞ'IN ERMENİ İŞGALİNE YOL AÇAN PROVOKASYON
bullet.png 31 MART VAK'ASI SİYONİST YAHUDİ VE MASONLARIN MI TEZGÂHIDIR: TAŞKIŞLA'DA 31 MART FACİASI HATIRATI
bullet.png 28 ŞUBAT İSLAMCI-ŞERİATÇI BİR DARBEDİR
bullet.png 28 ŞUBAT NE İDİ?
bullet.png TAYYİP ERDOĞAN'A İTTİHATÇILIK KONUSUNDA YAPTIRILAN AĞIR VE TAMİRİ ZOR BİR HATA
bullet.png ŞERİF GÜRALP'İN DİNLER DEVRİMLER KİTABININ HATIRAT BAKIMINDAN ÖNEMİ
bullet.png HARB-İ UMUMİ EŞİĞİNDE OSMANLI DEVLETİ SON SAVAŞINA NASIL GİRDİ
bullet.png TÜYAP KİTAP FUARI VE ALİ BİRİNCİ STANDI
bullet.png MUSTAFA ÖZTÜRK VE KUR'AN-I KERİM MEALİ
bullet.png ANAYASANIN KURTARICILIĞINI ÇÖKERTEN GİRİT MUKAVELESİ: HALEPA
bullet.png TAYYR ALTIKULAÇ: SÖVÜLECEK, DÖVÜLECEK VE ÖLDÜRÜLECEK ADAM
bullet.png ORHAN KOLOĞLU'NUN ÜÇ İTTİHATÇI'SI: İSMİ VE KURGUSU MESAJINA UYMAYAN BİR KİTAP
bullet.png TAYYAR ALTIKULAÇ VE 27 MAYIS DARBESİ
bullet.png ENGİN ARDIÇ İTTİHATÇILIKTAN ANLAR MI?
bullet.png MUHSİN YAZICIOĞLU KİMDİR?
bullet.png ZAMPARA VE ÂLEMCİ BİR MEVLEVÎ ŞEYHİ: ABDÜLVAHİD DEDE EFENDİ'YE DAİR LUİ RAMBER'IN HATIRATI VE İKİ...
bullet.png DİRİSİ DEĞİL CESEDİ ASILAN VE AĞZINA PİSLİK DOLDURULAN SADRAZAMIN HİKAYESİ:KALOST ARAPYAN'IN RUSÇ...
bullet.png AKDENİZ'DE İSRAİL'E KARŞI SEYRÜSEFER EMNİYETİ: OSMANLI DEVLETİ VE TÜRKİYE'NİN KARŞILAŞTIRILMASI
bullet.png GÖÇ VE NÜFUS POLİTİKASI BAĞLAMINDA 1909 ADANA MUKATELESİ: MEHMED ASAF BEYİN ANILARI
bullet.png SELANİK İSTANBUL'A KARŞI: 31 MART VE ABDÜLHAMİD'İN HAL'İNE DAİR BİR KİTAP
bullet.png ŞEMSİ PAŞANIN KATLİNİN MEŞRUTİYETİN İLANINA ETKİSİ: BEDİÎ ŞEHSUVAROĞLU'NUN İKİNCİ MEŞRUTİYET VE A...
bullet.png AK PARTİ ÜZERİNDEN BİR TARTIŞMA: MONDROS MÜTAREKESİ İHANET Mİ YOKSA MECBURİYET MİYDİ?
bullet.png KEMALİZM MUHALİFLİĞİNDEN KEMALİST DARBE TEŞVİKÇİLİĞİNE YALÇIN KÜÇÜK
bullet.png SUCUKLU YUMURTA, DARBE VE İSTİFA
bullet.png SAYIN SÜLEYMAN DEMİREL'LE YAPTIĞIMIZ TELEFON GÖRÜŞMESİNİN DÖKÜMÜDÜR
bullet.png KAFASI KARIŞIK BİR SABETAİST (Mİ?): FUAD BEZMEN'İN HATIRALARI
bullet.png TÜRKİYE TOPRAKLARINDA BİR KÜRDİSTAN MÜMKÜN MÜ?
bullet.png SULTAN ABDÜLHAMİD HAN-I SÂNÎ: SURET-İ HAL'İ
bullet.png NURA DÜŞMAN PEJMÜRDE BİR GALATASARAYLI AYDIN: SAKALLI CELAL
bullet.png AHMET MUHTAR BÜYÜKÇINAR HATIRATINDA MATBAANIN ÜLKEMİZE İRTİCA VE ŞERİAT NEDENİYLE GEÇ GİRDİĞİNİ T...
bullet.png RUM MİLLÎ MECLİSİ'NDEN DTK/BDP KÜRT MİLLÎ MECLİSİNE
bullet.png KEMAL TAHİR, OSMANLICA VE KİTAP AŞKI
bullet.png 27 MAYIS MAĞDURU BİR HARP OKULU DEVRESİ: HARP OKULU 1924 MEZUNLARI ALBÜMÜ
bullet.png İBRAHİM TEMO SAHTEKÂR BİRİ MİYDİ?
bullet.png BİR İSLAM MÜCAHİDİ OLARAK NURLU SÜLEYMAN DEMİREL VE DAVA ARKADAŞI MUSTAFA RUNYUN
bullet.png BİLGE BİR DEVLET VE SİYASET ADAMI OLARAK NURLU SÜLEYMAN
bullet.png CENNET-İ A'LÂ'DAN "ELHAMDÜLİLLAH TÜRKÜM" DİYE SESLENEN ARNAVUT: ALİ YAKUP CENKÇİLER
bullet.png "HAKKÂRİ VALİSİ ARKADAŞIMA TEESSÜF EDERİM" : EMEKLİ VALİ HÜSEYİN ÖĞÜTÇEN'İN ANILARI
bullet.png TAYYİP ERDOĞAN ŞANTİYE ŞEFİ Mİ? BİR TAHKİRİN DP GELENEĞİNE GÖRE ANATOMİSİ
bullet.png FARKLI BİR MEHDÎLİK İNANCI YA DA İKİ REKÂT HACET NAMAZIYLA TEŞEBBÜS EDİLEN DARBENİN HİKÂYESİ: Hİ...
bullet.png BALKAN HARBİ'Nİ ARNAVUTLARIN İHANETİYLE Mİ KAYBETTİK?
bullet.png TRABLUSGARB'DA ABDÜLHAMİD'E BİR DARBE TEŞEBBÜSÜ
bullet.png BALKAN HARBİ ERGENEKON DAVASINDA DELİL OLABİLİR Mİ?
bullet.png ÜLKEYİ HUKUKÇULAR/AVUKATLAR MI YÖNETİYOR?
bullet.png MİCHEL/MİŞA-EROL-EREL: LİTVANYA-TÜRKİYE-İSRAİL VATANDAŞI ÇOK KİMLİKLİ BİR YAHUDİ'NİN HİKÂYESİ
bullet.png MÜSLÜMANLAŞMA ÇABASINDAN SİYONİZME BİR TÜRK YAHUDİSİNİN HİKÂYESİ: EROL HAKER HATIRATI
bullet.png BASINDA 27 MAYIS İDAMLARI
bullet.png TÜRKÜLERLE 12 EYLÜL 2010 REFERANDUMU SONUÇLARININ ANALİZİ
bullet.png GÖÇMENLİK MİLLİYETÇİLİK VE ÇAĞDAŞ YAŞAM ALGISININ SEÇİMLERE ETKİSİ:2002 ERKEN GENEL SEÇİMLERİ İLE...
bullet.png "BANA BİR SİLAH VERİNİZ DÜŞMANLARIMLA DÖVÜŞEREK ÖLEYİM!"
bullet.png SALNAMELERE GÖRE VİLAYÂT-I SİTTE VE ERMENİ MESELESİ
bullet.png ÇERKESİN ÂLİMİ DE Mİ ÇERKESLİK DAVASI GÜDERMİŞ?
bullet.png HER SAHAF GEZİSİ BİR YAZIYA MI MÜNCER OLUR?-2
bullet.png TARİHÎ BİR SIRRI İFŞA EDİYORUM: 27 MAYIS DARBESİ DE ORDU- DEMOKRAT PARTİ OPERASYONUYDU!
bullet.png HER SAHAF GEZİSİ BİR YAZIYA MI MÜNCER OLUR?-1
bullet.png CELAL NURİ'YE GÖRE DİNSİZLİK BAĞLAMINDA 1789 FRANSIZ İHTİLALİ VE 1908 MEŞRUTİYETİ
bullet.png TÜRKÜ-SİYASET MÜNASEBETİ BAĞLAMINDA AÇILIMA BİR KATKI DENEMESİ
bullet.png DÖRT İTTİHATÇI İMPARATORLUĞU MU DAĞITTI?
bullet.png 27 MAYIS VE YAŞAR YAKIŞ
bullet.png KARABAĞ'DAN YASSIADA'YA SERBEST VE SIĞINTILI BİR YOL GİDER
bullet.png ALIN ŞU KALTAĞI KOĞUŞUNA GÖTÜRÜN
bullet.png TÜRKÜLER VE AK PARTİ'NİN SAĞLIK POLİTİKASI
bullet.png ŞÜKRÜ HANİOĞLU VE TÜRK DÜŞÜNCE TARİHİNDEKİ ÖNEMİ
bullet.png AHMET HAKAN KİME HASET EDİYOR
bullet.png KADİRLİ VE ÇUKUROVA'YA ALLAH TAŞ YAĞDIRIR MI?
bullet.png HSYK SEÇİMLERİNİN HATIRLATTIĞI BİR HUKUK REZALETİ VE ÇETİN ÖZEK HOCA
bullet.png NUMAN KURTULMUŞ HAREKETİ VE DEMOKRATİK PARTİ TECRÜBESİNİN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ
bullet.png 27 MAYIS DARBESİNDE YARALANANLARA VE ÖLENLERİN AİLELERİNE MAAŞ BAĞLANMASI HAKKINDA KANUNLAR
bullet.png 27 MAYIS VE İNKILÂP MAHKEMELERİ
bullet.png OSMANLI'NIN SON DÖNEMİNDE MÜLKÎ TEŞKİLAT VE İDARÎ YAPI: KÜTÜPHANEMİZDE SALNAME VAR MI?
bullet.png İTTİHATÇILIK GÖÇMENLİK VE MUHAFAZAKÂR DEĞERLER
bullet.png YASSIADA TOPLAMA KAMPI'NDAN İBRET SAHNELERİ
bullet.png BİR TÜRKÜ EŞLİĞİNDE MAKEDON ETNİSİTESİ TAHLİLİ
bullet.png BİR İSTİKLAL MAHKEMESİ RETORİĞİ: " HEM ASARIM, HEM DE ŞEHİT SAYAR MAAŞ BAĞLARIM"
bullet.png ABDÜLHAMİD VE İŞKENCE
bullet.png AK Parti'nin Yükselişinde Toplumsal Mobilizasyon ve Tayyip Erdoğan Faktörü
bullet.png CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ VE ÜÇ ISPARTALI
bullet.png "İNSANİ HİS İLE TİTREMEMİŞ MURDAR VİCDANLI" ŞAİR: TEVFİK FİKRET
bullet.png Sultan Abdülhamit ve Ramazan
Günün Sözü
Yumuşaklık, öfke ateşini söndürür. Hiddet ise öfke ateşini körükler..
(Hz.Ali)
Saatli Takvim
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Üye Ol

Parolamı Unuttum!
Dil Seçeneği
Copyright © 2009
Powered by PHP-Fusion copyright © 2002 - 2014 by Nick Jones.
Released as free software without warranties under GNU Affero GPL v3.

220,942 Tekil Ziyaretçi